Ah şu ergenlik çatışmaları, ergen yalanları…

0

Screen Shot 2016-01-04 at 10.14.59 AM

Adolescence, Fransızca ergenlik, gençlik dönemi anlamına gelen bir kelimedir. Literatürde büyüme, gençlik, ergenlik; bazı kaynaklarda da ön ergenlik olarak tanımlanmaktadır. Uzm.Pedagog Elif Koca Erol anlatıyor.

Ergenliğin başlamasının nedeni, daha önce kanda çok az miktarda olan seks hormonlarının (kızlarda östrojen ve erkeklerde testestoron) kandaki düzeylerinin artmaya başlamasıdır. Doğumdan hemen sonra yüksek miktarlarda olan bu hormonlar, 6. aydan itibaren azalmaya başlarlar. Daha sonra  kızlarda 10-11, erkeklerde ise 11-12 yaşlarında tekrar kandaki düzeyleri artmaya başlar. Bu yaşlara kadar kandaki düzeyleri, laboratuar yöntemleri ile ölçülemeyecek kadar düşüktür.

Seks hormonlarının salgılanmaya başlaması, beyindeki hipofiz bezinin uyarılması ile gerçekleşir. Ergenlik başlayıncaya kadar hipofiz bezi deyim yerinde ise, uykudadır. Hipofiz bezi,  kızlarda 10-11, erkeklerde ise 11-12 yaşlarında beynin uyarıları sonucunda uykudan uyanarak, seks hormonlarının salgılanmasını arttıran hormonları salgılamaya başlar. Bu hormonlar ise, kızlarda yumurtalıkları uyararak östrojen, erkeklerde de testisleri uyararak testestoron salgılanmasına neden olurlar. Bunun sonucunda da ergenliği belirleyen cinsel ve  fiziksel değişiklikler başlar. Kızlarda 10-11, erkeklerde 11-12 yaşına kadar uyuyan hipofizin uyanmasına neden olan etken, henüz tam olarak bilinmemektedir.

Ergenliğin başlangıcında, fiziksel ve cinsel değişiklikler meydana gelmeden önce kızlarda östrojen, erkeklerde ise testestoron salınımı, önce geceleri artmaya başlar. Ancak ergenliğin ortalarına doğru hem gece hem de gündüz salınırlar. Bu nedenle ergenliğe yeni girmiş bir çocukta, sabah alınan kan örneklerinde testestoron ve östrojen düzeyleri düşüktür.  Ancak ergenliğin ilerlemesi ile gündüz saatlerinde de kan düzeylerinde artış gözlenir.

Bu dönemin özellikleri
Ergenlik dönemi, fiziksel , hormonal ve psikolojik, dolayısıyla duygusal yönden kritik gelişim gösteren bir çizgidedir. Birey, salınmaya başlanan yetişkinlik hormonlarıyla bir yandan yetişkin bir vücuda sahip olmaya başlarken, diğer yandan bunun duygusal sıkıntılarını yaşar. Bedenindeki hızlı büyümeye adapte olmaya çalışan ergende tipik davranışlar gözlenir. Büyüyen göğüslerinin belli olmasını istemeyen kızların onları saklamak için kambur durmaları, erkek çocukların kalınlaşmaya başlayan seslerini ve yeni çıkan sakallarından hoşnut olup gösterme çabaları, ter kokularının artmasından rahatsız olanların sık sık banyo yapması ya da ayarsız şekilde bolca koku, parfüm kullanması, hızla büyüyen uzuvlarına (el, kol, bacak..) hakim olmada zorlanarak pek çok sakarlık göstermeleri, dönemin adaptasyon özellikleri olarak sıralanabilir.

Diğer yandan cinsiyet hormonlarının yetişkin düzeyinde salınmaya başlanmasıyla, kız-erkek ilişkilerinin, arkadaşlıktan karşı cinse özel ilgiye dönüşmesi, aşklar, dönemin keyifli olduğu kadar idaresinin zor olduğu diğer durumlardır. Dönemin ortalarına doğru, zamanlarının büyük kısmını ayna karşısında veya video ve resimleri izleyerek geçirirler. Gizledikleri vücutlarını sergileme, 15- 16 yaşlarından itibaren başlar. Bakımlı, alımlı olmaya çabalarlar. Çok alışveriş yapabilirler. Giysilerini ve diğer eşyalarını sık sık arkadaşlarıyla değiştirebilirler. Soyut düşünce geliştiği için soyut varlıklara, kavramlara ve duygulara ilgi artar.
Mahremiyet onlar için çok önemlidir. Sürekli ailelerinden gizli ve önemli bir şeyler yapıyor görüntüsü çizerler.
Dönemin başka özelliği, “hiç kimse ergen gibi düşünemiyordur!” Ailesiyle ve öğretmeniyle tartışabilir, konu ne olursa olsun her zaman kendinin haklı olduğunu düşünür. Otoriteye karşı tepkilidir. Kurallar çiğnenmek içindir!
Ergen, ilk ve orta dönemde yatırımını ailesinden çekerek arkadaşlarına yansıtır. Ailesiyle geçirdiği zamanda, çoğu zaman isteksiz ve tepkilidir. Bu durum gitgide daha şiddetli hale gelecektir. Arkadaşlarıyla daha fazla bir arada olmak, görüşmediği zamanlarda konuşmak, yazışmak ister. İletişim araçları vazgeçilmezleridir ki, pek çok ebeveynin şikayeti aynıdır. Ve basit gibi görünen birçok davranış çatışmaya sebep olur.

Çatışma sebepleri
Birey, çocukluktan çıkmış ve yetişkinliğe doğru yol alır. Vücudunda ve duygu durumunda olan hızlı gelişime ayak uydurmakta zorlanır. Diğer yandan zevkleri de değişim göstermektedir ki, en çok aile içi çatışma buradan kaynaklanır. Aileler çocuklarının kendilerinden uzaklaşmasında, arkadaşlarını kendilerine tercih etmesinde, sebebi değişen sıkıntılar yaşarlar ve çatışma yaşanır. Ya da ev kurallarına uyum sağlamakta direnen çocuklarıyla çatışma yaşarlar.
Erken ergenlik evresinde, beden yetişkin boyutlarına ulaşmaya başlamışsa da, ruh hala çocuksu özellikler gösterir. Bu da ailenin çelişkili davranmasına yol açar. Bir yandan oyun oynamayacak kadar büyüdüğünü kabul ederken, diğer yandan yalnız başına sağa sola gidemeyecek kadar küçük olduğunu düşündüren davranışlar gösterir ki, bu aile ile çatışmada en sık karşılaşılan durumdur. “Tek başına konsere, maça, arkadaşına gidecek kadar büyük, hala uzun süreler oyun oynayacak kadar da küçük değilsin, sorumlulukların var.” 

Ergen yalanlarına örnekler
Yalan söyleme, gerçek olmayan duygu, düşünce ve olayların anlatılmasıdır. Yalan, güven duygusunu zedeler. Bize yalan söylediğini fark ettiğimiz birine karşı eski güvenimizle yaklaşamayabiliriz. Çocuklar için durum biraz daha farklıdır. 5 yaşından önce yalanla gerçeği ayıt edemeyen çocuğun söylediği yalanlar, “yalan” olarak etiketlendirilmemelidir. Ama ergende ve yetişkinde yalan söyleme ile sık karşılaşılıyorsa, mutlaka araştırılmalıdır.

Yalanların, hayali, sosyal, savunma, dikkat çekme, intikam, menfaat, patolojik, propoganda yalanları gibi pek çok çeşidi vardır.

Ergenler baskı altında olmayı sevmezler ve istekleri yerine getirilmeyince ya da istemedikleri onlara dayatılınca yalan söyleyebilirler. (ayrıca spot) Ailesiyle sık çatışmaya giren ergen, durumu kendi lehine çevirmek, ceza almamak, kendini haklı göstermek ya da engellenmemek gibi sebeplerle ya da arkadaşlarına hava atmak amacıyla yalana başvurabilir.

Ergenlik döneminde görülen en tipik yalanlar şunlardır:
Dersini yaptın mı? Evet
Bitti mi? Evet
Matematikten kaç aldın? 60, 70
Neden geciktin? Arkadaşlarla ders yaptık
Babaannene gidicez, hazırlan! Benim çok dersim var, başım ağrıyor vs
Odanı topladın mı? Evet
O arkadaşını hiç beğenmiyorum, sigara içiyor! Yoo, içmiyor.

Arkadaşlarıyla eğleniyorken “ders yapıyorum” demesi, arkadaşında kaldığında gece gizlice dışarı çıkması ve sorulunca “evde oturuyoruz” demesi, aldığı ürünün fiyatı sorulunca duruma göre eksik ya da fazla söylemesi de sık rastlanılan diğer yalanlardır.

Yalan söyleyen kişiye yaklaşım tarzı, yalanını yüzüne vurma olmamalıdır. Öncelikle hangi durumlarda yalana başvurduğu netleştirilmelidir. Eğer belirli durumlar ise bu konular üzerinde konuşulmalı ve ortak bir karara varılmalıdır.

Dersler konusunda yalana başvuran aşağıdaki örnekte olduğu gibi:

“Sana ders çalış dediğimde, çalışıyormuş gibi yapıp, derslerim iyi, yüksek notlar alıyorum dedin, toplantıda gördüm marifetlerini…” gibi suçlayıcı ifadeler yerine

“Derslerinle ilgili hep iyi şeyler söylerdin. Toplantıda sınav sonuçların açıklandı, pek de zannettiğin gibi değil. Bu konuya yoğunlaşmamız lazım. Ben sürekli sana, ders çalış demekten yoruluyorum. Senin de hoşuna gitmediğini biliyorum, ara sıra kaçamak cevaplar veriyorsun. Daha verimli ders çalışman için neler yapabiliriz?” gibi, yalancı olarak etiketlemeden, durumun farkında olduğunuzu belirten; suçlamadan, onu anladığınızı gösteren ve birlikte çözüm bulmaya teşvik eden bir yaklaşımda bulunun.
Ortak bir karar alın ve bu kararı ikinizin de takip etmesi gerektiği konusunda hemfikir olarak konuşmayı bitirin. Sonrasında mutlaka gerekli itinayı gösterin; konuştum bitti diye düşünmeyin. Ders çalışma düzeni kadar, çalışmama düzeni de bir alışkanlıktır ve bir-iki konuşmayla değişmez.
Bazen de bireyler dikkat çekmek, ilgi uyandırmak, menfaat sağlamak, zordan kurtulmak gibi savunma altyapılı, sebepleri olmayan, hiç ihtiyaçları olmadığı halde gereksiz yere yalanlar söylerler. Bu durum patolojik yalanlara örnektir ve mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aynı şekilde, sebebi her ne olursa olsun, alışkanlık haline gelmiş yalan söyleme davranışı da tedavi edilmelidir.

Share.

About Author

Leave A Reply