Aile içi şiddetin sessiz tanıkları…

0

Dünya Sağlık Örgütü WHO’nun “Dünya Şiddet ve Sağlık Raporu”na göre şiddet, kasıtlı bir şekilde baskı veya güç kullanarak, tehdit ederek veya etmeden, kişinin kendisine veya başka bir kişiye karşı yaptığı veya bir gruba ve topluma karşı yapılan yaralanma, ölüm veya psikolojik zarar ile sonuçlanan davranışların tümüdür.

Toplumun en küçük birimini oluşturan bir ikili ilişki içinde, eşlerden birinin diğerine zarar verecek davranışlarda bulunmasıdır.

Aile içinde şiddet kullanılarak problemlerin çözüldüğüne tanık olan çocuk, anne-babasını modelleyerek zorbaca davranışlar sergileyen, her problem ve çatışmanın üstüne bu anlayışla giden bir ergen ve de yetişkine dönüşecektir.

Sadece şiddete maruz kalmanın değil, buna tanık olmanın bile çocuk üzerinde davranışsal, bilişsel, duygusal ve sosyal etkileri olabildiğini, yapılan sayısız araştırma ve gözlemden dolayı biliyoruz.

Sessiz ve çoğu zaman da görünmez mağdurlar olan çocuklarımız, görünür olabilmek için ilerleyen dönemde, yine bazı şiddet eylemlerinin faili olarak karşımıza çıkabilmektedirler.

Farklı statülerde şiddet…

Akranını koridorda sıkıştıran çocuk, küçük sınıfları servislerinde sıkıştırıp tartaklayan ergen, basketbol maçında makyaj aynasını rakip takım oyuncusuna fırlatan taraftar, meclis salonunda diğer parti milletvekilinin üzerine küfrederek yürüyen vatanperver, çocuğu istediği notu alamadı diye okula aç gönderen anne, kendi iktidarını perçinlemek için personeline bile bile yetersizlik duygusu aşılayan yönetici, farklı statülerde ve farklı cinsiyetlerde karşımıza çıkabilmektedirler.

Aileden uzaklaşma, gergin olma, bağımlı kişilik, değersizlik duyguları geliştirme, uyumsuzluk, saldırgan davranışlarda bulunma, insan ilişkilerinde kuşkuculuk, güvensizlik, anksiyete, depresyon, yalan söyleme, çalma, alkolizm, alt ıslatma, dışkı kaçırma, kız kaçırma… Sakın bu sonuncusunun konuyu sulandırdığını düşünmeyin. Bu son söylediğimizin arka sahnesinde de sadece töre, gelenekler ve saplantılı bir aşk hikayesi olmayabilir çoğu zaman: “Evet 19 yaşında evlendim. Çünkü çok seviyordum onu. Şimdi düşünüyorum da, evde huzur olsaydı eğer bu kadar erken evlenmeyebilirdim.”

“Babasının derdi benimleydi, oğlumuza bir fiske bile vurmamıştır bugüne kadar!” denerek çocuklarımızın maruz kaldığı duygusal travmadaki sorumluluklarımızı yadsıyamayız. Bir evde ebeveyne karşı yapılan şiddet davranışı, aslında çocuğa uygulanan şiddet olarak düşünülmelidir.

Çocuklar şiddete tanık olduklarında şiddetin bir problem çözme yöntemi ve diğer insanları kontrol etmenin bir yolu olduğunu öğrenmeye başlarlar.

Mutsuz çocuklar…

Her çocuğun iyi ya da kötü bir anne-babaya ihtiyacı vardır. Ve biz yetişkinler biliriz ki, “pür iyi bir anne-baba” ya da “pür kötü bir anne-baba yoktur”. Bu yüzden iyi yanları ile de kötü yanları ile de, her çocuğun özdeşim kurabileceği bir anne-baba’ya ihtiyacı vardır. Maruz kalınan şiddet, aşağılama ya da zorbalık nedeniyle, tamamen reddedilecek bir anne ya da baba yaratmak (çocuğa yapılan aktarımla) çocuğumuzu eksik bir mirasla yolculuğa çıkarmak demektir.

Ah o el!

Bir baba düşünün; eşine yönelik sistematik olmasa da uyguladığı şiddetin kendi bedenindeki karşılığı “el”. Bu babanın şiddetinin somut anlamdaki çıkış noktasını temsil eden bu el, aynı zamanda yaratıcı sayılabilecek becerilerin de yaratıcısı (elektik işlerinden anlama, tesisat ve tamirat işlerinde kendine yetebilme). Yine bu el, arkadaş ortamlarında ilgi odağı haline gelmesine katkı sağlayan eğlenceli oyunların da enstrümanı. Bu babanın bir oğlu olduğunu düşünün. Hem kendisi, hem kardeşi, en başta da annesi için şiddetin temsili olan bu elin, diğer olumlu anlamda temsil edebileceği beceriler ile özdeşim ve taklidi, şiddetin de kaynağı olmasından dolayı tümden reddetmiş olsun.

Çocuğun ya da çocukların ödeyeceği bedel bununla da sınırlı kalmaz. Bir de şunlar vardır bu tabloda: Çekip gidemeyen anneye çaresizliği ve güçsüzlüğünden dolayı öfke ya da babaya karşı anne ile koalisyona girme. Bu koalisyon halinden dolayı annenin tüm öfkesini kuşanma ve de belki de tamamen annenin dünya ve yaşam görüşünü sorgusuz sualsiz benimseme ve içselleştirme.

Uzm. Psikolojik Danışman Uğur OZULU
AGAPE Danışmanlık Merkezi

Share.

About Author

Leave A Reply