Disiplin şart ama nasıl?

0

İnsan yaşamının her döneminde ve her alanında önemli bir kavram olan disiplin, toplum içindeki tavır ve hareketleri düzenleyen çeşitli kural ve beklentilerden oluşur. Bir çocuğun disiplinle karşılaşması, onun toplum içinde geçerli kuralları öğrenmesini, dış dünyaya uyumunu ve sosyal yönden onaylanan tutum ve davranışları benimsemesini sağlar.

Çocuğun disiplin kavramıyla tanışması, yürümeye ve konuşmaya başlayarak özerkliğini ilan ettiği evreyle örtüşür. Yeni kazandığı hareket özgürlüğü içinde anne-baba, ona neleri yapıp neleri yapamayacağını anlatır. Artık zaman yasakların, sınırların belirginleştiği ve çocuğa aktarıldığı zamandır. Çocukların kendileri için, doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü, tehlikeli olanla olmayanı ayırt edebilmesini sağlayan sınırları (kendisinin ve diğerlerinin) öğrenmeye ihtiyacı vardır. Bu sınırlar öncelikle anne-babası, daha sonra çevresi ve okulu tarafından çizilir. İlk temel sınırlar, sınırların belirlenebilmesi için konulan kurallar, kurallara uyulması için gerekli uygulamalar aile içinde oluşturulur; okul ve çevre tarafından da katkılarlarda bulunularak sürdürülür. İlk çocukluk evresini tamamlamış olan çocuk, artık toplumun bir bireyi olma yolundadır. Hızlı bir sosyalleşme süreci içinde kendisinden beklenenler ve beklenmeyenlerle ilgili birtakım kurallarla karşı kaşıya kalır. Çocukların disiplin sorunlarının başlıca kaynağı, anne-babalarının onlarla ilişki kurma biçimleridir. Anne ya da baba hükmedici, denetleyici, aşırı kınamacı ve ihmalci olduğunda, çocuklar derin bir güvensizlik içine girecekler ve reddedilme duygularını sorunlu davranışlarla dışa vuracaklardır. Doğduğu günden itibaren anne-babasının sonsuz sevgi ve şefkatiyle beslenen, her haliyle, her koşulda kabul gören çocuk, artık sınırlarını (neleri yapıp neleri yapamayacağını) öğrenmeye hazırdır. Tersi durumda çocuk, anne-babası tarafından gerçekten sevildiğini hissetmemişse, konulan kuralları içselleştirmekte zorlanacak, kendisinden beklenenlere uymadığında kaybetmekten korkacağı bir şeyi olmayacaktır. Çocuğun bireyselliğine saygı göstermek, aynı zamanda onun için sınırları ve yasakları belirlemeyi gerektirir. Kendi sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini kestiremeyen çocuk, başkalarının da sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini anlayamayacaktır. Dolayısıyla sınırları ve yasakları tanımayan çocuk, sık sık başka yaşam alanlarını ihlal edecektir. Çocuk kendi sınırlarını çizene kadar ona sınır koymak, anne-babanın görevidir. Ona hayır dendikçe, engellemelerle ve kırılmalarla karşılaştıkça, çocuk gelişip büyüyebilir. Bunun koşulu ise ret ya da yasakları dile getirirken asla çocuğu küçük düşürmemek ve gülünç duruma sokmamaktır.

Cezalandırma!
Çocukta istenilen davranışları yerleştirmek ya da istenmeyen davranışları ortadan kaldırmak için çocuğa gösterilen duygu ve tepkiler yetersiz kaldığında, cezaya başvurulabiliyor. Ceza yerleşmiş kurallardan sapma karşılığında ödenen bedeldir. Zaman zaman disiplin kavramı ile bir tutulsa da aslında ceza, öz olarak disiplinden tamamen farklıdır. Ancak disiplin kavramının kapsamı içindedir. Cezalandırma tek başına disiplin demek değildir. Cezada amaç, çocuğun iç görü kazanması ve farkındalık yaşamasını sağlamak olmalıdır. Bunu sağlamanın en iyi yolu, cezanın şiddetinin mümkün olduğu kadar davranışa uygun olmasıdır. Cezanın bir bedel ödeme olduğu düşünüldüğünde, çocuğun, davranışı ile ilgili olarak kayda değer bir bedel ödemesi gerekir ki, böylece çocuk davranışı üzerinde düşünme şansı yakalayabilsin. Diğer yandan cezanın bedeli çocuğa çok ağır ödetildiğinde, çocuk neyin bedelini ödediğinden uzaklaşır ve onda sadece cezanın kötü duygusu kalır. Sonuç olarak ceza amacına ulaşmamış olur. Çocukların yaşamlarında yer alan yetişkinler, saldırgan, hükmedici, alaycı ve de küçümseyici kontrol yöntemlerini işler kıldıklarında, kontrol etmeye uğraştıkları çocuklarınkine benzer bakımlardan “ istismarcı” olmaktadırlar. Bu yöntemler yalnızca daha fazla disiplinsiz davranış üretir ve bu noktada bir kısır döngü yaratılabilir. Anne-babaların ve öğretmenlerin sorumluluğu çocukları kontrol etmek değil, onların kendilerini kontrol etmelerine yardımcı olmaktır. Herhangi bir davranışın başarılı bir biçimde öğretilmesi “söylediğinizi yapmalısınız” ilkesine dayanır. Anne-baba ve öğretmenler, çocuklar karşısında sürekli kontrollerini kaybederken, onlardan kendilerini kontrol etmelerini talep edemezler. Ayrıca “tavırlar her zaman sözcüklerden yüksek sesle konuşur.” Ve çocuklar yetişkinlerin hareketlerini taklit etme eğilimindedirler. Okullarda ve evlerde, yetişkinler ve çocuklar için etkili disiplin sisteminin temelinde, kendini kontrol etmeyi öğretmek yatar.

Share.

About Author

Leave A Reply