Ergenlik zor, hele günümüzde…

0

İnsan hayatında bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık olarak beş ana dönem vardır. En sıkıntılısı da ergnliktir. Hem size, hem çocuğunuza… AGAPE Danışmanlık Merkezi Uzm. Psikolojik Danışman Nilgün SARI yazdı.

Bütün bu dönemlerde, dönemin özelliklerine özgü olarak, insanın bedensel, ruhsal ve sosyal olarak değiştiğini ve büyüdüğünü görürüz. Ergenlik dönemi çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir; normal ve doğal bir süreçtir. İnsan bu dönemde ne tam olarak çocuk ne de tam olarak bir yetişkindir. Ergenlik bu nedenle ara bir kimliktir ve bu da ergen için kolay bir konum değildir. Ergenliğin başlangıç ve bitiş yaşı, toplumlara, zamana ve kişilere göre değişiklik gösterir. Örneğin, 19 yy’da Norveç’te kızların adet görme yaşı 17’iken, günümüzde Akdeniz de soğuk bölgelere göre daha erken ergenliğe girildiğini görüyoruz. Ülkemizde genel olarak kızlar 12, erkekler 14 yaşında ergenliğe giriyorlar. Ergenliğin bitmesi, köylerde 20’li yaşlara, şehirlerde de öğrenimin bitmesi ile birlikte 30’lu yaşlara denk gelmektedir. Peki ne zaman yetişkin olunur? Biyolojik olarak 16-18 yaşta, hukuki olarak 18 yaşta, toplumsal olarak öğrenimin bitmesi ve maddi bağımsızlığın oluşması ile yetişkin olunur. Ergenlik süreci bedensel değişimle başlar. Cinsel kimlik, bedensel ve ruhsal değişimle beraber netleşmeye başlar. Artık ergen tam bir kadın ya da bir erkek bedenine sahiptir ve ergenin bedeni cinsel bir nitelik kazanmıştır. Ergenliğin ilk zamanlarında, ergen, üreme açısından işlevseldir. Ancak bu hızlı bedensel değişime karşılık, ruhsal gelişim eş zamanlı gelişmez. Ergen bedensel olarak büyümüş, gelişmiş, sesi kalınlaşmıştır fakat davranışlarına baktığımızda bedenle orantılı değildir; henüz ruhsal olarak olgunlaşmamıştır. Ergen cinselleşmiş bir bedenle başa çıkmak zorundadır. Hormonal değişiklikler ve bedenin cinsel olarak gelişmesi, ergenin bocalamasına neden olur.

Bedendeki değişimler

Beden yapısındaki değişiklikler, sesin kalınlaşması, sivilcelerin artması, el ve ayaklarda büyüme, hızlı kilo ve boy değişimi, tüylenme, kızlarda adet kanamasının başlaması, göğüslerde büyüme, vücut hatlarının belirginleşmesi ergenliğin belirleyici özellikleridir. Bu değişimlerle birlikte, ergenin bedenini algılayışı da değişim gösterecektir. Kızlar ayna karşısından ayrılmazlar, bu değişimi bazen endişe ile izlerler. Göğüslerinin büyüdüğünün fark edilmesini istemeyenler kambur bir şekilde dolaşmaya başlar. Giyim ve süse verilen önem artar. Her iki cins için de sivilceler büyük bir problemdir. Sivilceler güzel ve yakışıklı görünmelerine engel olur. Bedendeki orantısız büyüme, öncelikle el ve ayakların büyümesi onları fazlasıyla sakar yapacaktır. Karşı cinse yönelmiş zıtlık ama aynı zamanda bir yakınlaşma isteğinin de varlığı, duygularındaki iniş-çıkışı ve yoğunluğunu göstermektedir.

Ergenlikteki temel soru “Ben Kimim?” sorusudur. Ergen bu sorunun cevabını tüm yönleri ile anlamaya, algılamaya çalışırken “kimliğini” sorgulamaktadır. Ergenin kimlik sorgusunun ruhsal, toplumsal ve biyolojik cevapları vardır. Biyolojik cevap, cinsel kimliğine dair olandır. Kadın mıyım? Erkek miyim? Nasıl kadın olunur? Nasıl erkek olunur? Cinsel kimliğe dair soruların ilk cevabı 3-6 yaş dönemindedir. Sağlıklı ruhsal gelişimde, erkek ve kız çocuk, bu dönemde cinsel kimliğini oturtmuştur. Kızlar anneleriyle, erkek çocukları da babaları ile özdeşim kurarak cinsel gelişimlerini tamamlamışlardır. Bu süreçte sağlıklı bir ruhsal yapılanma oluştuysa, cinsel kimliğin ergenlikte tekrar sorgulanması ve kadın- erkek kimliklerinin yerleşmesi sorun olmayacaktır. Ergenlikteki sorunların yoğunluğu, önceki gelişim dönemlerinin sağlıklı yaşanmasına bağlıdır.

Anne ve baba ile çatışma, onlara karşı çıkma bu dönemde doğaldır. Bu çatışmalar ergenin özerkleşmesine, ebeveynlerinden ayrılmaya olan ihtiyacına hizmet eder. Bu gibi durumlarda anne-babanın sağlam durması oldukça önemlidir. Ergenin fiziksel ve düşünsel mahremiyetine saygı duyulmalıdır. Ebeveyn çocuğuna karşı aşırı kontrolcü ve istilacı bir tutum sergilememelidir. Ergenin en büyük korkusu, denetimini yitirmektir. Anne-babası ile arasına mesafe koymakta zorluk yaşayan ergen, ebeveynlerine el kaldırabilir, vurabilir. Ergenin anne babasına vurmasına izin verilmemeli, şiddetine şiddetle cevap vermeyerek ruhsal olarak ergenin karşısında sağlam durulmalıdır. Eğer bu gibi zor durumlar yaşanıyorsa ve anne-baba kendini yetersiz hissediyorsa, psikolojik destek alınmalıdır.

 

Share.

About Author

Leave A Reply