Gerçekleri bilmek gerek!

0

Bu güne kadar tavuk, yumurta, et gibi konularda bilimsel dayanağı olmayan pek çok iddia ile karşılaştınız. Tabii ki ailesinin beslenmesine özen gösteren bir anne olarak kafanız karıştı. Size bu yazımızda Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin CEYLAN’ın dediklerini aktarmak istiyoruz.

Tüm insanların beslenme hakkı kutsaldır. Temelde tavukçuluk hakkında hiçbir bilgisi, geçmişi, alt yapısı olmayan bir tıp doktorunun kendi konusu ile hiçbir ilgisi olmayan alanlarda yorum ve tahmin yapması son derece yanlıştır, etik değildir. Dünya nüfusu artıyor, yaşam biçimi ve standartları değişiyor. Daha fazla nüfus sayısal olarak daha fazla hasta demektir. Türkiye’de tavuk eti tüketimi dünyada tüm gelişmiş ülkelerin gerisindeydi. Şimdi onlara biraz yaklaştı ve kişi başına yılda 20 kg civarına çıktı.

Uzmanlık alanım olan ve 25 senedir bilfiil içinde bulunduğum ve çok sayıda araştırma yaptığım konu üzerine ilgili yazınızda belirtilen bazı yanlış bilgileri de düzeltmek isterim. Tüketici olarak gıdalara dair hepimizin endişeleri vardır. Bu endişelerin doğru şekilde dile getirilmesi hepimizi memnun eder. Şahsımın buradaki temel sorumluluğu insanların sağlıklı ve yeterli beslenme hakkının korunmasına yöneliktir.

Avrupa Birliği ülkelerinde ve Ülkemizde geçmiş yıllarda, zararlı mikroorganizmaların bağırsakta çoğalmasını engelleyerek, bağırsak yaşamını daha sağlıklı hale getirerek tüketilen yemlerin daha iyi sindirilmelerini sağlamak suretiyle piliçlerin büyümelerine katkı yapmak amacı ile antibiyotikler tedavi edici dozların çok daha az miktarı yemlere katılarak et tipi tavuklarda büyütme faktörü olarak, kullanılmakta idi. Gerek Avrupa Birliğinde ve gerekse ülkemizde bu uygulama yapılan yasalarla 2006 yılı Ocak ayında yasaklandı ve son buldu. Dünyada farklı ülkelerde farklı uygulamalar olmakla birlikte genellikle büyütme faktörü amacı ile antibiyotik kullanımı neredeyse kalmamıştır. Bu uygulama geçmişte de Türkiye’nin geliştirdiği, kendi başına cinfikirlik olsun diye yaptığı, kullandığı bir yöntem olmamıştır asla. 1950’li yıllarda uygulamasına başlanılan bu yöntem bakterilerin direnç kazanmaları endişesi nedeni ile bilhassa 1990’lı yılların başından itibaren yasaklanma sürecine girmiştir. Hal böyle iken ve günümüzde de kullanılmayan bir maddeyi, uygulanmayan bir yöntemi sadece Türkiye’de kullanılıyormuş gibi yalan ve yanlış bilgi vermek hiçbir meslek etiğine yakışmayan, kabul edilemeyecek derecede ağır bir kusurdur.

Ülkemizdeki tavukçuluk gelişmiş ülkelerdeki uygulama ve yöntemlere benzer olarak belirli bir yasal prosedür içerisinde ve devletin gıda güvenliği açısından risk olabilecek unsurları denetlemesi ile bilimsel doğruların ve teknolojilerin uygun şekilde kullanılması ile başarılı bir şekilde yapılmaktadır. Bunun sonucunda da gelişmiş ülkelerle boy ölçüşebilecek bir performans sağlanabilmektedir. Yani 42 günde yüzde 95 yaşama gücüne sahip, 2.5 kg canlı ağırlığa sahip ve 1.7-1.8 kg yem ile 1 kg canlı ağırlık elde edilebilecek bir et tipi tavukçuluk modeli ülkemizde hakimdir. Uygulanan model ve elde edilen performans sonuçları Amerika Kıtasında, Avrupa Kıtasında, Asya Kıtasında ve de ülkemizde bu işi başarı ile yapan tüm işletmelerde birbirine benzerdir. Hem doktorluk yapmaya çalışmak, hem de tavukçuluğu bilmek mümkün olmayacağı için bazı tıp doktorları hiç bilmediği bir bilim alanını kulaktan dolma yalan, yanlış karalamaktadır. Oradan buradan duyma bilgiler yerine birazcık internet üzerinde konu ile ilgili bilgiler, bilimsel yayınlar okunabilseydi büyütme faktörleri ile ilgili binlerce sayfa bilgiye ulaşmak mümkün olurdu. Doğal olarak bu binlerce sayfayı okuyup anlamak için ya kanser gibi ağır bir alanda hekimliği bırakmak gerekir, zira mesleğinizi düzgün yapıyorsanız vakit bulamazsınız. Sizden şifa bekleyen o kadar hasta varken. Aksi takdirde de hem komik duruma düşülür. Hem de hekimlik gibi kutsal bir mesleğin etiğine ve yeminine aykırı olarak insanların sağlıklı beslenme hakkına engellemiş, tecavüz etmiş olursunuz.

Civcivler uygun yoğunlukta ışık ile aydınlatılmış, yeterince sıcaklık sağlanmış kümeslerde barındırılırlar ve 5.haftaya kadar kümes içinde fazla bir sıkışıklık söz konusu değildir. Zira hayvanlara Avrupa Birliği standartlarında belirtilen minimum yaşama alanı sağlanır. Son hafta piliçler daha da büyüdükleri için göreceli olarak önceki haftalara göre yaşadıkları alanda bir daralma oluşur. Ancak zaten kesilme yaşları gelmiştir ve o günlerde de piliç eti üretimi için kesilirler. Uygun şiddette ve renkte aydınlatma sağlandığından ve de yemlerinde yeterince D vitamini bulunduğundan hayvanların gün ışığına çıkma ihtiyacı yoktur ve buna bağlı olarak kümes dışına çıkmadıkları için oluşan bir sağlık probleminden bahsetmek son derece yanlıştır. Evet bu tavuklar et yönlü ıslah edildikleri için yumurta tavuklarına göre vücutlarındaki kas oranı et oranı biraz daha fazladır. Göğüs eti miktarı daha fazladır. Ancak bu bir kusur değildir. İnsanlara benzetmek gerekirse zayıf çelimsiz insanlar olduğu gibi, daha kaslı insanlarda vardır. Her ikisi de sağlıklıdır farklı güçlü yönleri vardır. Et tavuklarının temel özelliği de hızlı büyüyebilmeleridir. Ama hızlı büyümeleri ve ağırlaşmaları nedeniyle bilakis kemik gelişiminin de güçlü olması istenir. Bacakları iridir ve güçlüdür bu hayvanların. Daha çok et üretsinler diye kemiklerin zayıflatılması asla istenmez, bilakis sektörün hedefi et kalitesini ve kesimhane verimini artırmak amacı ile tavukların sağlam ve güçlü bir iskelet yapısına sahip olmasıdır. Zira kırılgan kemiklerdeki kanamalar etin kalitesini ve satılabilirliğini düşürür. Tavukta bir canlıdır ve zorlarsanız elbette kemikleri kırılabilir. Yükleme yapan bir işçi tavuğu doğru şekilde tutmazsa ayağı kanadı kırılabilir tabiî ki. Köy tavuğunu da aynı şekilde kemikleri kırılabilir. Bu üretimi tavuk tarlası olarak nitelemek kasıtlı ve kötü niyetli bir anlayıştan öte algılanmamalıdır. Bu konu hayvan hakları ve refahı ile ilgili olup daha pahalı ürünlerin üretildiği ‘free range’ adı verilen yetiştirme sistemleri de alternatif üretim metotları olarak zaten uygulanmaktadır. Elbirliği ile ülkemiz kişi başına milli gelir seviyesine 40-50 bin doların üzerine çıkarı ve nüfus artışını minimize edebilirsek, o zaman bahsedilen sistemlerin yani bugüne göre daha fazla oranda tavuğu kümes dışı ortamlarda gezecek şekilde üretim modellerinin yaygınlaşmasına da kimsenin itirazı yoktur.

Hele tavuklarda hormon uygulamasını akla getirmek bile konuya ne kadar uzak olunduğunu gösterir. Tavukçuluk endüstrisi (yumurta ve et tavuğu, hindi vb) hiçbir zaman hormon kullanmamıştır. Hormon kullanımı tavuklarda uygulanamaz. Uygulanması neredeyse imkansızdır. Tavuk ya da buzağı biyolojik bir canlıdır, tıpkı insan gibi ve belirli metabolik olayların olabilmesi için onların vücudu da bizler gibi hormon üretir. Ve doğal olarak dokularında da kendi eşey hormonları bulunur. Bu gıdaların yapısında bulunan doğal hormonların da sağlıksız etki yaptığına dair hiçbir bilimsel veri yoktur, zaten insanlarda on binlerce yıldır bu gıdaları tüketmektedirler.

Son olarak tavukların günde 2-3 yumurta yumurtlaması, yumurtlatılması mümkün değildir. Doğaüstü bir olaydır. Bir yumurtanın oluşabilme süresi bellidir ve 23-26 saat arasında değişir. Bu sınırların dışına çıkılamaz ve insanların da bilimin ya da sektörün de tavuklara günde 2 yumurta yumurtlatma gibi bir çabası ve düşüncesi hiç olmamıştır.

Share.

About Author

Leave A Reply