Koşma yavrum, gel ilacını iç!

0

koşma

 

Annelerin ömrünün yarısı telaş ve heyecanla geçer. Merak etmeyin, bu yıl da hayatı öğrenecekler. Düşecekler, kalkacaklar, kavga edecekler, hastalanacaklar, yenilecekler ve yenecekler…

Bu arada terleyecekler. Kızların saçları kesilmediyse kısacık, onlar daha çok terleyecekler Enseleri ıslak kalacak. Siz de mevsim değiştiği için sıkıca giydireceksiniz sanırım. Hem giydirip, hem de tembih edeceksiniz: “Sakın koşma, terlersin!”
Çocuklarımızın içinde fanila, onun üzerinde bir bluz veya erkeklerde gömlek, sonracığıma onun üzerinde okul forması, onun üzerinde de hırka. Tembih: “Sakın hırkanı çıkartma, üşürsün!” Bayılır sıcaktan ve terden ama asla çıkaramaz hırkayı . Bazen de tam tersi olabilir. Çocuk bu. Sürekli sizi dinlemeyecek elbette. Anne ve babanın olmadığı yerlerde, çocuklar özgür taylar gibidirler. Hiç kimseyi duyup, dinlemezler. Vardır bir bildikleri.
Az giyinen çocuklar, az hasta olurlar. Evden çıkma alışkanlığı olmayan çocuklar, daha çok hasta olurlar. Anne ve babası çok evhamlı olan çocuklar daha sık ateşlenirler. Annesinin “koşma düşersin!” dediği çocuklar mutlaka düşerler. “Bu neden böyledir caba?” diye sormayın bana. Hayatınıza ve yakınlarınıza bakın; benim kahin değil ama bilmiş olduğumu görecek ve bana hak vereceksiniz. Büyükler olarak hastalıkları bazen çağırıyoruz bazen de neden oluyoruz. Hiç isteyerek hasta eder mi anne çocuğunu? Etmez. İstemeyerek ama çok giydirerek hastalığı davet eder.

Çocuğunuzu iyi tanıyın
Çocuğunuza hastalığı sırasında yardımcı olmak istiyorsanız onu iyi tanımalısınız. Ne zaman ateşleneceğini, neden ateşlendiğini, ne yerse ona dokunacağını siz bilirseniz, o da kendini bilir. Kendini, size ihtiyacı olmadan korur. Doğrusu da budur. Çocuklarımız terlediklerini ve üşüdüklerini bilmelidirler. Tabii fırsat bulurlarsa. Zira anneler küçük bir yel estiği zaman hemen hırka veya yelek giydirirler “üşürsün!” diye. Verdikleri mesaj açıkça şudur: “Çocuk, sen üşüdüğünü falan bilemezsin. Dur ben duruma el koyayım.” Çocuk da bu aşamadan sonra hiç mi hiç umursamaz kendine olanları. Anneciği nasılsa onu korur.
Ateşlenince (sevgili doktorlarımız ne olur beni affedin) hemen doktora koşmayın. Ateş her zaman kötü değildir. Ateş size öncelikle çocuğunuzun vücudunda bir savaş olduğunu haber verir. Bu savaşla başa çıkmak için ateşinin ikinci dakikasında şu anda yasaklanmış olan o meşhur antibiyotiği dayamayın. Siz serin olun ve ateşli çocuğunuzu da serin tutun. Ateşinin nedenlerini bilmeye çalışın. Hatta hemen parasetamollü bir ilaç da vermeyin. Yıllar yılı, çocuklarımıza yan etkisi olmadığı söylenen parasetamolü vermemiz önerildi ve sonunda parasetamollü birçok ilaç yasaklandı. Ateş düşerse sağlıklı olur veya sağlığına hemen kavuşur fikri bence yanlış. Ateşin ve hastalığın nedenini öğrenmek, onu gelecek ateşlerden de koruyacak. Sakın yasaklılar listesindeki o meşhur ateş düşürücüyü de hemen vermeyin. Hiç olmazsa 24 saat bekleyin.
“Terli terli su içme” cümlesini hatırlamayan var mı? Olamaz. Aramızda ne kadar kuşak farkı olursa olsun, tüm çocuklar için en geçerli emir cümlesidir bu: “Terli terli su içme.” Büyüyünce, kendinizi yeterince büyük görünce veya anneniz ortalıkta olmadığı zaman, mutlaka terli terli su içmişsinizdir. Hasta olmayı ve yataklara serilmeyi beklerken hiçbir şey olmaması, mutlaka beni olduğu kadar sizi de şaşırtmıştır. Terli terli su içince çocuklara bişeycikler olmaz.Koşan tüm çocuklar mutlaka düşmezler ama çok giyinip koşan çocuklar terlerler ve terleri üstlerinde soğuduğu için ıslak çamaşırla dolaşıyormuş gibi olduklarından bu nedenle ateşlenirler.
Ne yapmalı o zaman; salıverelim gitsin mi çocuklar? Olur mu hiç. Çocukları salıvermeyin, kendinizi salıverin. Azıcık rahat olun. Onlar okullu oldular. Okulu onlara zehir etmeyin. Ne giydi, ne çıkardı, ne yedi, koştu mu, yürüdü mü, merdivenlerden koşarak mı indi? Sizin başka işiniz yok mu? “Gel yavrum ilacını iç” cümlesinden başka cümleler kurun; yoksa ateşiniz çıkacak ve size o meşhur antibiyotikten vermek zorunda kalacağız.

Share.

About Author

Leave A Reply