Oyuncak dünyası…

0

oyuncak

Oyuncak insanlık tarihi kadar eski. İlk oyuncaklar Mısırlılar tarafından yapılmış. Tahta atları varmış. Yunan, Roma ve Çin’de kil kaplar yapmışlar daha sonra. İlk tahta bebekler, 1700 yılında Almanya’da yapılmış. Türkiye’de, Osmanlı döneminde tahta oyuncaklar, çıngıraklar Eyüp’de yapılmış.

Oyuncak… Tanıdığım bir çocuk vardı ve “oynıycak” derdi. Bence doğrusu da zaten bu olmalı. “OYNIYCAK”.
Oyun keyifli bir iştir. Çok ama çok keyiflidir. İnsanların kendi akranları ile anlaşması veya didişmesi hayatı öğretir. Hayat tam da oyundur. Bu nedenle de hayatımız macera değildir. Yaşadığımız maceralar hayatımız olur. Bu maceraları yaşarken çeşitli yollar ve yöntemler denenir. Çocuklar evcilik, doktorculuk, şoförlük oynarlarken pek çok eşyayı da kullanırlar. Eski bir tekerlek, babaların kullanılmayan gömlekleri, tas, tarak, tencere, kullanılmayan ocak, ütü, annelerin eski çantaları, hayallerin kurulup, hayatın yaratılmasına yardımcı olur. Oyuncak değildir onlar “oynıycak”dır.
Çocuk evimizde “katılımcı eğitim”e başladığımız zaman, velilerin bize en çok sordukları soru “neden oyuncak yok ortalıkta? idi.Bizim gruplarımızda velilerimizin görmeye alıştığı oyuncak yoktu. Haklıydı veliler. Bizler daha çok atık materyaller kullanıyorduk. Atık materyallerden yeni şeyler yarattığımız gibi evdeki kullanılmayan eşyalar da gözdemizdi.
Masa oyunları için kullandığımız ahşap bozyaplar, bloklar, dominolar elbette var ama plastik yok. Kreşimizde emzik ve biberon da kullanmıyoruz biz. Biliyorsunuz, biberon ve emzik, insan vücudunun sıcaklığı ile birleşince kanserojen bir etki yaratıyor.
Çocukların sağlıkları için canlarını verecek olan velilerin, evlerde çocukları için aldıkları oyuncaklara bakınca şok olmamak elde değil. Plastik. Hem de Çin plastiği. Çin’den gelen ve kanserojen madde içeren binlerce oyuncak, daha geçtiğimiz günlerde yakalandı. Hem de ne kadar renkli ve de ne kadar civcivli oyuncaklar. Binlerce oyuncağı yaktılar. Yok ettiler, imha ettiler ama ya bulamadıkları oyuncaklar! Ya yakalanamayan oyuncaklar! Onlar da çocuklarımızın ellerinde.
“Ne yani, oyun da oynamasınlar mı?” Oynasınlar. ”Ne yani, oyuncakları da olmasın mı?” Oynıycakları olsun ama akıllı olsun. Dünyada her şeyin hem akıllısı hem de aptalı vardır. Bunun arası yok mu? O da vardır da, konumuz o değil. Oyuncağın akıllısını almalıyız. Eskiye dönmeliyiz. Bezden bebekler yapabiliriz onlara. Ne o yüzünüz ekşidi. Vakit yok değil mi? Çocukları Çin malı oyuncaklarla dolu odada oynamaya terk etmek dururken, bez bebek yapmak da ne? Elinize iğne-iplik almayalı ne kadar oldu? Oysa ne kadar kolaydır, ne kadar eğlencelidir, ne kadar yaratıcıdır yünlerle, kumaşlarla, düğmelerle bir şeyler yapmak.
Çocuklar kendi yaptıkları şeyleri severler. Onlara kıyamazlar. Sağlıklı olan oyuncak, içinde plastik olmayan oyuncaktır. Babaları da iş başına çağıralım bakalım. Babalar hem kızlarla hem de erkeklerle oyuncak yapabilirler. Kıl testere ve kontrplakla boz yap, domino yapmak inanılmaz kolay. Bizim 6 yaş grubu yapıyor. Demek ki olabiliyor.
Eskiden oyuncaklar, tahta, kumaş, yün ve gazoz kapağından olurlardı. Bunun sonucunda da ortalıkda daha az mikrop, daha az kanser, daha az hijyen sorunu vardı.
Bir de silahlar var söz etmemiz gereken. Erkek çocukların gözdesi silahlar. Neden alınır bu silahlar ben anlayamıyorum. Çocuğumuza vermemiz gereken mesaj ne? ”Oğlum, bak büyü de adam öldür” mü, yoksa “benim arslan oğlum polis olacak” mı? Hangisi? Hiçbiri mi? O zaman silahın ne işi var evde? Silahı çocuk istiyor. Almazsanız ne olacak? Polislerin silahlarını mı çalacak? Oynadığı arkadaşlarının da silahları var üstelik. Çocuk bu durumda kendini çıplak hissediyor.

 Oyuncak hayatın kendisidir
Silah oyuncağı yasaklamadan önce neden buna merak saldığına bakalım isterseniz. Televizyonda da izlenen dizi filmlere baksak önce. Bu hafta içinde çocukevinde 5 yaş grubuna, ”dün gece Öyle bir Geçer Zaman ki dizisinde Osman’a da ne oldu?” diye sorduk. Bir anlatışları var. Bir lafa atlayışları var, görmelere değer. Hepsi o dizideki şiddeti izlemiş. Haberleri de izliyorlar. Hep patlamalar, silahlar,şiddet. Çocuğumuz da haklı olarak “Bir silah kuşanayım da, ya ölürüm ya da öldürürüm“ diye düşünüyor. Silah konusunda tek bir son sözüm var: Çocuklar karakterlere öykündükleri için silahlanıyorlar ve davranış olarak da sertleşerek o karaktere bürünüyorlar.
Oyuncak denildiği zaman ilk soru “hangi yaşta hangi oyuncaklarla oynamalı?” oluyor. Hangi yaşta hangi oyuncaklarla oynamalarından çok “hangi doğal materyalden üretilmiş bu oyuncak?” diye sormak gerek. Boyalardan, verniklerden uzak durmalı. Kolay açılmalı, kapanmalı, takılmalı ve akıl yürütmelerine olanak sağlanmalı. Şimdi çağdaş keloğlan Kayuoyuncakları var. Kayu şeklinde ve bir noktasına dokununca kolbastı oynayan bebek. Bu da oyuncak işte. Bunu alan o kadar çok veli var ki, anlatamam. Ne kadar yaratıcı değil mi?
Günümüzde dijital oyuncaklar çocuklarımızı gerçeklerden, toplumdan, birlikte oynanan oyunlardan alıyor ve onları kendi bireysel, sanal dünyaların içine hapsediyorlar. Oysa oyuncak, düştür, hayaldir, yaratıcılıktır ve maceradır; yani hayatın ta kendisidir!

Share.

About Author

Leave A Reply