Panik anneler!

0

screen-shot-2016-11-21-at-8-25-12-pm

Benim çocuklarla hiçbir sorunum yok. Bütün zorum annelerle. Annelik zor bir iş. Biliyorum. Hatta buna hiç hazırlıksız yakalananlar da var. Aslında anneliği öteleyenler, kendini hazır hissetmeyenlerdir. İnsan neden bir işe hazır olmaz? İş hakkında bilgisi yoktur veya korkar.

Annelik bir gönüllülük. Ama profesyonelce ve tam gün gönüllülük. Profesyonel gönüllülük. Anneler korkmayın. Çocuklar biz büyüklere karşı donanımlı olarak dünyaya geliyorlar.

Baştan, gebelikten başlayalım mı? Gebelik başladı ve bebek var. Bebeğin varlığı aileye bildirildi. Hemen o gün anne beslenmesine dikkat etmeye başlar. Biraz fazla yemek yiyip şişkinlik olunca, “acaba ona zarar verir mi? diye düşünür. Daha çok meyve yemeye, süt içmeye dikkat eder. Azıcık başı dönse, ”bebeğime bir şey mi oldu?” kaygısı duyar. Her ay doktor kontrolünde bebeğinin başının ölçüsünü, boyunun ölçüsünü, erkekse pipisinin ölçüsünü, kilosunu sorar durur. Çünkü her şeyin iyi değil, en iyi olmasını ister. Tamam da, telaşlanmayın anneler. Gelecek bebeğin eli yüzü düzgün olacak ve sizin sağlıklı bebeğiniz olacak “o”.

Gebelikte görülen rüyalar kabustur genellikle. Kaka adamlar uykuda anneleri kovalarlar ve anne bebeği korumak için kaçar. Çığlık çığlığa uyanır ki, bebek karnında mışıl mışıl uyuyordur. Babalar buna pek anlam veremezler çünkü “panik”in başladığından haberleri yoktur.

Doğdu. İlk bebek olduğunu düşünelim. Annenin tutmasını bilmediği kadar, babası da tutmasını bilmiyordur değil mi? Veya tam tersi, anne ne kadar deneyimliyse baba da o kadar… Ama anne sanki çok bilirmiş gibi, çocuğu babasına teslim etmez. Eğer baba kimse görmeden kucağına almışsa, hemen etraftan müdahale başlar zaten. ”Başını tut, geriye atar”, “Beline koy elini, belini savurur”, “Yüzüne doğru tutma, nefesin gelmesin”. İşte bu davranışlar annelerin panikleridir. Baba da zaten bir daha kucağına almaz bebeği ve sırasını bekler. Bekler ki, çocuk kendini bilsin. İyi de çocuk kendini bilene kadar babasını unutur.

Anneler neden böylesine panik olurlar? İlk ay doktora gittikleri zaman bebeğin kilosunda azalma varsa, “ben bakamıyorum“ derler. Bu suçluluk duymaktır. Kaygıdır bu. Panik, kaygının aşırısıdır. Peki kaygı nedir? Kaygı da korkudur aslında. Korkunun farklı bir ifadesidir. Korku bir işe yarar mı? Yaramaz mı… Bilinçaltının koruma tepkisidir korku. Panik, korku duygusunun abartılmışıdır. Peki yaşamak için korkuya gerek var mı? Var. Her şeyde olduğu gibi korkuda da abartı yoksa, bizi koruyacağı için işe yarar. Ummadığınız yerden çıkan bir fare sizi korkutur ve zıplatır. Hemen savunma mekanizmalarınızı çalıştırırsınız. Ama 9 ay karnınızda taşıdığınız bebeğiniz için sürekli olarak mekanizma çalıştırmaya gerek yoktur.

Dişleri çıktığı zaman, dişlerini kaşımak için eline sağlığı için hiç de iyi olmayan plastik diş kaşıyıcı verilir de nedense havuç verilmez. “Yutar ayol, fena olur” Yutmaz! Yavaş yavaş kemirir, büyük parça giderse de öksürür atar. Ama yararlı olan suyunu, keçi boynuzu gibi emer durur. Eline bütün elma veya domates verilmez. Neden? Neden aynı, “yutar”. Burada bir neden daha var, “üstünü kirletir”.

Çocukların çıkan dişleri kesmek içindir anneler. Paniği bir kenara koyunuz. Ama kenara konması gereken bir de alet var, mixerler. Ezicileri de panik gibi kenara koyunuz. 24 aylık olup da hala sert şeyleri dilinin ucuyla çıkaran ve ezilmemiş hiçbir şey yiyemeyen çocuklar “panik anneler”in eseridir. Çocuklarına zeytin, leblebi vermeyen annelerin yanında ben nohut ve fasulye yedirmeyenleri de biliyorum.

Yürümeye başladığı zaman çocukların arkalarında birer gölgeleri vardır. Düşerse tutacak. Ne olur düşerse? Düşmeyi ve kalkmayı öğrenir. Çocukevimizde 4 yaşına gelmiş ama hala bebek arabasında dolaştırılan çocuklar var. Dikkat edin, çocuklar düşünce canları çok yanmamışsa ağlamazlar. Etraflarına bakarlar. Onların üzerlerine doğru bağırarak gelen bir büyük görürlerse, “eyvah, bağırdığına göre bana bir şey oldu” diye düşünür ve ağlarlar. Onlar “panik anneler”in aşırı korunmuş çocuklarıdır.

Çocuklara ne kadar özgüven vermek istersek o kadar kenarda durmamız gerek. Yine bir veli örneği vermek istiyorum. Çocukevimizde “kızlar” ve “erkekler” gibi cinsiyetçi bir ayrım yok. Yani yapılacak bir iş varsa, o iş için kız işi, erkek işi ayrımı yok. İş hepimizin. O nedenle yemek sırasında erkekler de sorumluluk alıyorlar ve masaların kurulup kaldırılmasına, yerlerin temizliğine yardımcı oluyorlar. Bir anne ağlayarak geldi ve oğlunu yuvadan almak istediğini, artık gönderemeyeceğini söyledi. Biraz ısrar edince de, “çocuğum burada hizmetçi gibi kız işleri de yapıyor“ dedi. Anne, evde kendisinin yaptığı işleri ne kadar aşağıladığını o zaman fark etti. Bakış açısını değiştirdi ve mutlu oldu. Oğlunun sürekli “prens” diyerek sevilmemesi gerektiğini öğrendi. Tabii annenin bir diğer paniği de “ya kendisini kız gibi hissederse”ydi.

Şimdilerde anneler panik. Çocukların çoğunda alerji var. Neden çevre ve hava kirliliği olabilir. “Panik anneler” evdeki duvardan duvara halıyı değiştirmeden, çocuğun boğazına asılı olan yalancı memeyi yok etmeden önce ona antibakteriyel çarşaf almayı düşünüyorlar. Tabii bu çarşafları icat edenleri de kutluyorum. Anneleri iyi tanıyorlar. Anneler çocuklarınızı doğaya ve yeşile çıkarırsanız hem size iyi gelir, hem de çocuk çiçek ve böceği tanır. Panik yok, bir karıncayı ağzına atarsa bir şey olmaz.

Panik bir anne biliyorum. Oğlu 12 yaşındaydı ve Fransız okuluna girmişti. Anne oğlunu 8 yıl yalnız bırakmadı. Okulda bekledi. Çocuk bunaldı. Anne ulaşamadığı zaman, şöför okula gelerek çocuğu aldı. Sonunda çocuk okulu bitirince eğitimini Fransa’da sürdürmeyi seçti. Bence delikanlı kaçtı ve kurtuldu. Annenin paniği okulun konumuydu, “ya çocuğuma kötü bir şey olursa?” Peki Fransa’da durum nedir? Bu çocuklar bizden geldiler. Sizler iyi modeller oldukça çocuğunuza kötü bir şey olmaz.

Bluğ çağında, kızlar için ayrı, erkekler için ayrı panik yaşarlar anneler. Bunu da genelde “sana güveniyorum ama etraf kötü” diye açıklamaya çalışırlar. Etraf kendileridir. İçlerinde hep “ya başına bir iş gelirse” düşüncesi ile yaşadıkları için, hem kendilerini hem de çocuklarını kafessiz bir hapishaneye koyarlar. Yine bir arkadaşımın oğlunun ilk flörtü konusundaki düşüncelerini biliyorum. Tabii oğlu onun prensi olduğu için, onunla tanıştırılan kız kısa boylu, esmer, saçları suratında ve tamamen siyahlar içinde olunca arkadaşım panik olmuş. “Eyvah, çocuk gitti ve sataniste vuruldu” diye düşünmüş. Oysa oğlunun onun oğlu olduğunu unutmuş. Panikleyecek bir durum yok. O ilk flörtün oğlu için ne büyük bir şans olduğunu kısa süre sonra anlamış. Kısa boylu, esmer, saçları suratında ve tamamen siyahlar içinde olan genç kız, felsefeye düşkün, sinemayı ve okumayı seven, hoş bir kızmış. Erkek anneleri, her kız kötü değil ve kız anneleri, her açılan şişenin içine ilaç konulmuyor artık. Oğullarınızın ve kızlarınızın hayatını bilmek istiyorsanız, panik olmak yerine, onlarla hayatı paylaşın.

Halil Cibran’nın dizelerini bir kez daha hatırlamakta sanırım yarar var: “Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler. Sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler.”

Share.

About Author

Leave A Reply