Seni yenicem ergenlik!

0

dreamstime_l_43055342

Genelde çocuk büyütmeyi zor sanırız. İki yaş depresyonu bizi korkutur. Oysa ki ergenlik dönemi, hem anne babalar hem de çocuklar için gerçekten zor bir dönem. Temel sebibe ise hormonlar…

Adölesan döneme, en anlaşılır şekliyle, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi denilmektedir. Dönemin en önemli özelliği ve başlangıç noktası, hormanların yetişkin düzeyinde salınmaya başlamasıdır ki, dünyada iklim, beslenme, sağlık desteği, geçirilen hastalıklar gibi sıralanan yaşam koşullarına bağlı olarak, başlangıç yaşı farklılık gösterir. Dünya Sağlık Örgütü 10-19 yaş grubunu “adölesan yaş grubu”, 19-24 yaş arasını da gençlik dönemi  olarak tanımlarken literatürde bazı kaynaklar, adölesan dönemi, erken (10-14 ) yaş, orta (15-17) yaş ve geç ( 18-21) yaş olarak üç bölüme ayırmaktadır. Ülkemiz çocuklarında ergenlik belirtileri, kızlarda 10-11, erkeklerde 12 yaşında başlamaktadır. Dünya nüfusunun da %50’den fazlası 25 yaşın altındaki insanlardan oluşmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde bu oran %80’e ulaşmıştır.

Hormonların Etkisi
Ergenliğin başlamasının nedeni, daha önce kanda çok az miktarda olan seks hormonlarının (kızlarda östrojen ve erkeklerde testestoron) kandaki düzeylerinin artmaya başlamasıdır. Doğumdan hemen sonra yüksek miktarlarda olan bu hormonlar, 6. aydan itibaren azalmaya başlarlar. Daha sonra  kızlarda 10-11, erkeklerde ise 11-12 yaşlarında tekrar kandaki düzeyleri artmaya başlar. Bu yaşlara kadar kandaki düzeyleri, laboratuar yöntemleri ile ölçülemeyecek kadar düşüktür.
Seks hormonlarının salgılanmaya başlaması, beyindeki hipofiz bezinin uyarılması ile gerçekleşir. Ergenlik başlayıncaya kadar hipofiz bezi deyim yerinde ise, uykudadır. Hipofiz bezi,  kızlarda 10-11, erkeklerde ise 11-12 yaşlarında beynin uyarıları sonucunda uykudan uyanarak, seks hormonlarının salgılanmasını arttıran hormonları salgılamaya başlar. Bu hormonlar ise, kızlarda yumurtalıkları uyararak östrojen, erkeklerde de testisleri uyararak testestoron salgılanmasına neden olurlar. Bunun sonucunda da ergenliği belirleyen cinsel ve  fiziksel değişiklikler başlar. Kızlarda 10-11, erkeklerde 11-12 yaşına kadar uyuyan hipofizin uyanmasına neden olan etken, henüz tam olarak bilinmemektedir. Ergenliğin başlangıcında, fiziksel ve cinsel değişiklikler meydana gelmeden önce kızlarda östrojen, erkeklerde ise testestoron salınımı, önce geceleri artmaya başlar. Ancak ergenliğin ortalarına doğru hem gece hem de gündüz salınırlar. Bu nedenle ergenliğe yeni girmiş bir çocukta, sabah alınan kan örneklerinde testestoron ve östrojen düzeyleri düşüktür.  Ancak ergenliğin ilerlemesi ile gündüz saatlerinde de kan düzeylerinde artış gözlenir.

Çatışma Sebepleri
Ergen, ilk ve orta dönemde yatırımını ailesinden çekerek arkadaşlarına yansıtır. Ailesiyle geçirdiği zamanda, çoğu zaman isteksiz ve tepkilidir. Bu durum gitgide daha şiddetli hale gelecektir. Arkadaşlarıyla daha fazla bir arada olmak, görüşmediği zamanlarda konuşmak, yazışmak ister. İletişim araçları vazgeçilmezleridir ki, pek çok ebeveynin şikayeti aynıdır. Ve basit gibi görünen birçok davranış çatışmaya sebep olur.
Bu dönemde ergen ailelerinin şikayetleri de ortaktır: “Telefonu elinden bırakmıyor. Telefonla yatıp kalkıyor. Beyni zarar görecek diye korkuyorum. Kullanmasın demiyorum hepimiz kullanıyoruz ama telefonuyla yaşıyor. Bilgisayarın başından bazen yemek yemek için bile kalkmıyor. Telefon elinden düşmüyor, ya mesaj çekiyor, ya resim…”
Birey, çocukluktan çıkmış ve yetişkinliğe doğru yol almaktadır. Vücudunda ve duygu durumunda olan hızlı gelişime ayak uydurmakta zorlanmaktadır. Diğer yandan zevkleri de değişim göstermektedir ki, en çok aile içi çatışma buradan kaynaklanır. Aileler çocuklarının kendilerinden uzaklaşmasında, arkadaşlarını kendilerine tercih etmesinde, sebebi değişen sıkıntılar yaşarlar ve çatışma yaşanır. Ya da ev kurallarına uyum sağlamakta direnen çocuklarıyla çatışma yaşarlar.
Erken ergenlik evresinde, beden yetişkin boyutlarına ulaşmaya başlamışsa da, ruh hala çocuksu özellikler gösterir. Bu da ailenin çelişkili davranmasına yol açar. (ayrıca spot) Bir yandan oyun oynamayacak kadar büyüdüğünü kabul ederken, diğer yandan yalnız başına sağa sola gidemeyecek kadar küçük olduğunu düşündüren davranışlar gösterir ki, bu aile ile çatışmada en sık karşılaşılan durumdur. “Tek başına konsere, maça, arkadaşına gidecek kadar büyük, hala uzun süreler oyun oynayacak kadar da küçük değilsin, sorumlulukların var.”

Ergen yalanlarına örnekler
Yalan söyleme, gerçek olmayan duygu, düşünce ve olayların anlatılmasıdır. Yalan, güven duygusunu zedeler. Bize yalan söylediğini fark ettiğimiz birine karşı eski güvenimizle yaklaşamayabiliriz. Çocuklar için durum biraz daha farklıdır. 5 yaşından önce yalanla gerçeği ayıt edemeyen çocuğun söylediği yalanlar, “yalan” olarak etiketlendirilmemelidir. Ama ergende ve yetişkinde yalan söyleme ile sık karşılaşılıyorsa, mutlaka araştırılmalıdır. Yalanların, hayali, sosyal, savunma, dikkat çekme, intikam, menfaat, patolojik, propoganda yalanları gibi pek çok çeşidi vardır. Ergenler baskı altında olmayı sevmezler ve istekleri yerine getirilmeyince ya da istemedikleri onlara dayatılınca yalan söyleyebilirler. Ailesiyle sık çatışmaya giren ergen, durumu kendi lehine çevirmek, ceza almamak, kendini haklı göstermek ya da engellenmemek gibi sebeplerle ya da arkadaşlarına hava atmak amacıyla yalana başvurabilir. Arkadaşlarıyla eğleniyorken “ders yapıyorum” demesi, arkadaşında kaldığında gece gizlice dışarı çıkması ve sorulunca “evde oturuyoruz” demesi, aldığı ürünün fiyatı sorulunca duruma göre eksik ya da fazla söylemesi de sık rastlanılan diğer yalanlardır.
Yalan söyleyen kişiye yaklaşım tarzı, yalanını yüzüne vurma olmamalıdır. Öncelikle hangi durumlarda yalana başvurduğu netleştirilmelidir. Eğer belirli durumlar ise bu konular üzerinde konuşulmalı ve ortak bir karara varılmalıdır.
“Derslerinle ilgili hep iyi şeyler söylerdin. Toplantıda sınav sonuçların açıklandı, pek de zannettiğin gibi değil. Bu konuya yoğunlaşmamız lazım. Ben sürekli sana, ders çalış demekten yoruluyorum. Senin de hoşuna gitmediğini biliyorum, ara sıra kaçamak cevaplar veriyorsun. Daha verimli ders çalışman için neler yapabiliriz?” gibi, yalancı olarak etiketlemeden, durumun farkında olduğunuzu belirten; suçlamadan, onu anladığınızı gösteren ve birlikte çözüm bulmaya teşvik eden bir yaklaşımda bulunun.

Share.

About Author

Leave A Reply