Sevgiye sopa!

0

screen-shot-2016-11-07-at-9-16-48-am

Sevgi bu. Sevgi, sevdiğini üzmemek demek. Sevgi anlamak demek.
Sevmek ve sevilmek için kocaman bir yürek gerek. Kolay değil. Yüreği karalar bunu anlamaz.

Bir erkek çocuk… Hem de 9 yaşında… Sınıf arkadaşına aşk mektubu yazmış. Ne yazabilir ki? “Ne güzel gülüyorsun” demiştir. “Keşke eve kadar birlikte yürüsek” demiştir. Hafta sonu sinemaya gitmek istemiştir. 9 yaşında bir çocuk, bir erkek çocuk, bir kızı sevdiğini düşünüyorsa, yanağına bir öpücük kondurmak ister o kızın, o kadar. Kızın “eğitimci” olan annesi ne yaptı? Bu ırz düşmanı, namussuz, ailenin namusuna göz dikmiş olan 9 yaşındaki çocuğu buldu. Bir odaya kapattı ve eşek sudan gelinceye kadar dövdü. Öğretmenmiş kızın annesi. Annesi bu kadın olduğu için kıza, çocuklarını teslim ettikleri için de velilere yazık.Hadi veliler bu namus bekçisi olan öğretmenden vazgeçebilirler de, çocuğu durumunda olan kız ne halt etsin?

9 yaşındaki erkek çocuk ne öğrendi bu sevgi dolu kız annesinden?Aşk kötüdür. Sevgi kötüdür. Sevmeden önce mutlaka büyüklerden izin almak gerekir. “Seni seviyorum” demek vatana ihanetle aynı anlamı taşır. Kızlara “seni seviyorum” deyince, kızlar hemen gebe kalırlar ve anneleri çok kızar. Kız çocuk ne öğrendi yüreği sevgi(!) ile çarpan annesinden? Asla ama asla hiçbir erkek, değil eline dokunmak, kağıda kelimelerle bile yazamaz hissettiklerini. Eğer bir erkek onu severse, annesi hemen o çocuğu döver. Hem de öyle döver ki, öldürmekten beter eder.

Sevmek kötüdür. Sevgi kötüdür. Aşk en kötüdür.
Ben, ilkokul 2. sınıfa devam ederken, babam Afyon’nun Sandıklı ilçesine tayin oldu. Tabii ben de okula orada devam etmek zorunda kaldım. Ama ilkokul öğretmenim Kamuran Menküer, kendisi ve arkadaşlarımla olan iletişimimi kaybetmemem için sürekli olarak bana mektuplar yazdı. Arkadaşlarımı da yazmaları için teşvik etti. Ben de, hem öğretmenime hem de arkadaşlarıma, yeni okulumu, arkadaşlarımı ve öğretmenimi anlatan mektuplar yazdım. Karşılıklı olarak, onların benden, benim de onlardan haberim oldu. Derken, bir gün sınıf arkadaşım Osman’dan bir mektup geldi. Okudukça yüzüm kızardı. Bayılacak gibi oldum. Osman, beni özlediğini, İstanbul’a bir an önce dönmemi istediğini yazıyordu. Okudum ama çok utandım. Bir ağlıyorum bir ağlıyorum, içim katılacak. Çok ayıp diye düşündüm. Gözlerim şişti ve kurbağa gibi oldum. Derkeeen, annem geldi. Başıma nasıl bir felaketin geldiğini sorunca, ona hıçkırıklarımın arasında mektubu uzattım. Annem gayet sakin bir şekilde bana gelen sevgi mektubunu okuduktan sonra “ne güzel, Osmen seni özlemiş”dedi. Ona bir mektup yazmamı ve benim de onu, arkadaşlarımı ve öğretmenimi özlediğimi yazmamı ve o mektubu da öğretmene yollayacağım mektubun içine koymamı önerdi. Başka da yorum yapmadı. Bana sarıldı ve “ne güzel, kızımı seviyor ve özlüyorlar” dedi. Ağlamam durdu. Demek ki, namusum henüz elden gitmemişti ve sevilmek güzeldi. Özlenmek güzeldi. Acele bir mektup döşendim. Ben de herkesi özlediğimi ve tatilde İstanbul’a gelince herkesi göreceğimi yazdım. Öğretmenime de yazdım ve iki mektubu iç içe koyup, gönderdik. Annem öğretmen değildi, eğitimci değildi ama akıllı bir anneydi.

Bir gün kızım okuldan geldi ve bana “anne, bugün bir çocuk bana ne güzel gülüyorsun dedi” dedi. Bunu söylediği zaman 7 yaşındaydı. Ben de “peki nasıl güldün bakalım” dediğim zaman, üzüntü ile “bilmem, keşke bilsem hep öyle güleceğim” dedi. Sarıldım güzel gülen kızıma.
Sevgi bu. Sevgi, sevdiğini üzmemek demek. Sevgi anlamak demek.
Sevmek ve sevilmek için kocaman bir yürek gerek. Kolay değil. Yüreği karalar bunu anlamaz.
Kızını seven çocuğu döven eğitici anneye inat, sevin, çok sevin ve çocuklarınızın sevgilerine karışmayın; sevgililerini kucaklayın. Bu arada, ne zamandır kucaklamayı akıl etmediğiniz sevdiğinizi de kucaklasanız fena olmaz.

Share.

About Author

Leave A Reply